7 Ağustos 2011 Pazar

AMY WINEHOUSE ’A EVİNDE VEDA




Son dönemde çıkan en büyük star Amy Winehouse’un ölüm haberini, Londra’da güneşli bir günün tadını çıkarttığım sırada aldım. Güçlü sesi ve değişik tarzıyla olduğu kadar alkol ve uyuşturucu sorunlarıyla da sık sık gündeme gelen ve geçtiğimiz ay Belgrad’da verdiği olaylı konserin ardından Avrupa turnesini iptal ettiren ünlü şarkıcının evinde ölü bulunması benim için de bir sürpriz olmadı şüphesiz. Herkes gibi bir süredir Winehouse’un son noktasını dün koyduğu gidişinin seyircilerinden birisi olmak, yirmi yedi yaşında olağanüstü bir yeteneğin hayata veda etmesi kadar derinden sarstı beni. Umay Umay’ın dediği gibi; ben de en azından bir süre daha Amy’nin inadına inadına şarkı söyleyeceğini sanmıştım.

Londra’da olmamı fırsat bilerek, bugün Amy Winehouse’un hayatını kaybettiği Camden Square’daki evine gittim. Camden’a ilk kez gidiyor olmam ve evin adresini bilmemem hiç sorun olmadı. Çünkü otobüsten indiğim an önüme çıkan kime Amy Winehouse’un evini sorsam, bana sanki kendi evleriymiş gibi hemen tarif ettiler. Evin olduğu sokağa girdiğim an duyduğum heyecan, gördüğüm kalabalık karşısında daha da arttı. İlk olarak gözüme çarpan şey; Winehouse’un evinin olduğu sokağın köşesindeki “Camden” tabelası oldu. Her gelen hayranı, Amy Winehouse için birşey bırakıyordu. Tabelanın hemen altındaki Amy Winehouse fotoğrafının etrafı çiçekler, mektuplar, mumlar, içki şişeleri, bira kutuları, kadehler ve sigara paketleri ile doluydu. Özellikle üzerinde “smoking kills” yazan sigara paketi dikkat çekiciydi.

Sanatçının evinin etrafı , polis tarafından çekilen şeritlerle kapatılmıştı. Önünde güvenlik görevlileri ve bir tane siyah jeep olan eve gidip gelen kimse yoktu. Sanatçının evinin tam karşısındaki ağacın çevresi; yine hayranları tarafından çiçekler, mumlar, mektuplar ve sanatçıya ait fotoğraflarla süslenmişti. Evin çevresinde şarkıcının pek çok hayranı, gazeteciler, kameramanlar ve televizyon muhabirleri hazır bulunuyordu. Sanatçının bazı hayranları kucağında çocuklarıyla, bazıları köpekleriyle gelmişti.Herkes oldukça üzgündü. Beni en çok şaşırtan şey; ortama hakim olan sessizlikti. Kimi arkadaşına sarılıp ağlıyordu, kimisi ellerindeki kağıtlara “ kelimelerinle ruhumuzu dokundun”, “sonraki hayatında başarılar”, “seni çok seviyoruz” gibi cümleler yazıp bırakıyordu. Konuştuğum kişiler Winehouse’un sağlık durumunu bildikleri halde, haberi duyduklarında şoke olduklarını söylediler. Orada bulunan insanların çoğu, sanki Amy Winehouse çıkacakmış gibi gözünü kırpmadan evin kapısına bakıyorlardı. Bazı gazeteciler de, sanatçının komşularıyla röportaj yaptılar. Daha sonra St. Paul’s Kilisesi’nden bir din adamı gelip sanatçı için dua etti. Dua sırasında hayranları, Amy Winehouse’un resminin etrafına çiçek bırakmaya devam ettiler.

Orada olduğum süre boyuncu insanların ve bıraktıkları çiçeklerin, mektupların sayısı durmadan arttı. O atmosfer, bana bir yasın ne kadar zarif tutulabileceğini gösterip beni çok etkiledi. Gitme vaktim geldiğinde ben de, Amy’nin resminin yanına bıraktığım küçük bir notla sessizce ona veda ettim ve sonra kulaklığımı takıp onun sesiyle yoluma devam ettim…”Back To Black”
“Her şeyin burada bittiğine inanmadığım için sana ‘rahat uyu’ demek yerine ‘hiç durmadan şarkı söylemeye devam et Amy’ diyeceğim. Biz seni hep duyacağız…”



Çağlar Yerlikaya


24 July 2011

Camden Town - London




0 yorum:

Yorum Gönder