Röportaj: Çağlar Yerlikaya Sabah Gazetesi - Cumartesi Sabah 02.04.2011Yıllar içinde yaşadığı büyük aşkı şarkılara, aşk acısı çekip şarkılarını dinleyenleri ise bambaşka birilerine dönüştürdü. Sevgilisiz yıllar nasıl yaşanacak diye sızlanmak yerine, güçlenmek gerektiğini söyledi. O yasak aşkını yaşarken, pek çok kişi onun yazdığı şarkıları söyledi ve söylemeye devam ediyor. Unut demenin sadece dile kolay geldiğini ise, herkesten daha iyi biliyor. Geçtiğimiz haftalarda 90. yaşını kutlayan Fikret Şeneş; anlattıkları, neşesi ve şıklığıyla, yıllar önce yazdığı bir şarkıyı doğruluyor: ‘Her Yaşın Ayrı Bir Güzelliği Var’
Yakın bir zamanda 90. yaş gününüzü kutladınız. Geriye dönüp baktığınızda ne hissediyorsunuz?
Mutluluk duyuyorum. Çok şükür sıhhatteyim, çocuklarımı mutlu ve güzel yetiştirdim. Her zaman söylüyorum, babamın ‘kırkından sonra saz çalınmaz, ikindiden sonra dükkan açılmaz’ lafını tersine çıkardım. Şarkı sözü yazmaya ve ilk defa müzikle para kazanmaya, kırkından sonra başladım. O yüzden kendimi birçok şeyi başarmış hissediyorum. Çok da güzel bir aşk yaşamışım. Daha dolu bir hayat geçebilir mi?
Sesiniz de çok güzelmiş. Şarkı söylemeyi hiç düşünmediniz mi?
Çok acelem vardı, sınıfta ilk evlenen de, ilk çocuk yapan da bendim. Evlenmekten, sevişmekten başka bir şey düşünmedim herhalde. Gittiğimiz her toplantıda, şarkı söylemem için babamdan izin isterlerdi. Babam çok aydın birisiydi, izin verirdi. Bir sürü teklif geldi, Amerika’ya bile götürmeye kalktılar.
Pişman oldunuz mu?
Zaman zaman pişman oldum. Ama o zamanda, ne Ahmet ne de Celal olurdu. Ben de böyle ağaç gibi kurur giderdim.
Yazdığınız bütün şarkıların kaynağı yaşadığınız o büyük aşk. Keşke bu kadar acı çekmeseydim de, o şarkıları yazmamış olsaydım diyor musunuz?
Hayır. O acının içinde insana o kadar haz veren, güzel yaşatan duygular var ki. O hisler, bana ne kadar güzel şeyler bahşetti. Bu hisleri başka türlü yaşayamazdım.
Aşk sizin için kavuşamama, acı çekme üzerine mi kurulu?
Mutluluk çağrıştırıyor, ama içine o kadar çok kıskançlık, şüphe, dedikodu giriyor ki. O duygular insanı birçok yönde tedirgin edip yaralıyor, huzursuz ediyor. Huzursuz olunca da bu defa ‘gezeceğim, göreceğim, görürsün sana neler edeceğim’ gibi nispete başlıyorsun. Nispet nefrete, nefret öç almaya dönüşüyor, işler biraz karışıyor. Bütün hislerin karşılıklı hissedilmesi lazım, yoksa olmaz.
Platonik aşka inanmaz mısınız?
Hayır. Platonik aşk diye birşey olur mu? İnsan beraber otururken bile, artık yemeği yedik, bir an evvel kalksak da, gitsek diye düşünüyor. Her ne kadar aşk karşılıksız da olur deseler de, bu yalandır.
Yaşadığınız aşkla ilgili pişmanlık duyduğunuz oldu mu?
Aşk hiçbir zaman pişman olmamaktır, bu şarttır. Aşkta aldığın hazlar ve aşkın kudreti, senin en büyük hazinen. En sıkıntılı zamanında onları hatırlarsın.Acaba haksızlık yaptım mı, diye kendini yargılamaya başlarsın.
Siz haksızlık yaptınız mı peki?
Tabii yaptım. Üzerine fazla fedakarlıkla gittiğim, onu değiştirmeye çalıştığım oldu. O aşkın üstüne bu kadar gitmemem gerekirdi, insanı biraz kendi haline bırakmak gerek. Kendi yaradılışınız, kaderi yapar. Sana bugünkü aklını verseler, gene döner dolaşır aynı hatayı yaparsın. Ajda’cığıma verdiğim ve yazdığım son şarkı olan ‘Bir Hata’ da ‘bir hataydı belki de, yaşanması gereken’ diyorum. Bir insanın bilmeden hata yaptığına inanmıyorum.
Hataları zamanla affedebiliyor musunuz?
Affettiriyor, ama lafta. Benim gönül işlerim okul gibi oluyor. Notunu kırmaya başlıyorum. Biri çok değerliyken, birden yaptığı hatalar yüzünden onu sınıfta bırakıyorum. Bir gün hiçbir şey yokken ilişkimi aniden kesip, o insanı hayatımdan çıkarıyorum.
Ajda Pekkan’a kızdığınız dönemler olmuştu. Bu kızgınlıklar, şarkılar yüzünden mi?
Kızımla arada bir küsüşürüz. Bir şarkıyı önceden beğenmez. ‘Kızım bak bu şarkı söylenecek. Sevmediysen, başka şarkı yok’ derim. Eninde sonunda kabul eder, söyler. Beğendiği şeyin de fevkalede olmasını diler. “Ya Sonra” şarkısında ambale oldu mesela. ‘Kızım oldu’ diyordum, ‘abla olmadı, daha güzel söyleyebilirim’ diyordu. Geçenlerde telefon açmış, ‘abla neler yazmışsın, daha yeni idrak ediyorum’ dedi. Birden olmaz zaten, aramızda yirmi küsur yaş var. Benim hislerimi hissetmesine imkan yok.
Çoğu kişi sizin Ajda Pekkan’ın kariyerinin mimarı olduğunuz konusunda hemfikir…
“Ajda’yı siz yarattınız” derler. Estağfurullah, kumaş iyi çıktı. Hep söylerim; bu kadın sanatına aşık bir kadındır. Onu ayakta tutmak için ne gerekirse yapar. Yemeğini,sporunu, aşk hayatını bile sanatına göre düzenler. Bugün gazeteyi açtım; ‘ Sibel Can on beş kilo almış’ diye haber var. On beş kilo alana kadar aklın neredeydi? Falanca kişi sahneye çıkar balon gibi, insan sıkılır, örtünür.

Türkiye’nin en güçlü seslerinden Zerrin Özer; önemli olan ses, dış görünüş önemsiz der sık sık. Buna katılmıyor musunuz?
Nasıl önemli değil? Ölüyordu üzüntüden. Tarabya’da gazinodan çıkmışken onun sesini duyup, kim bu Amerikalı şarkıcı diye geri dönmüştüm. Öyle güzel bir yorumu, öyle güzel bir ses tonu vardı ki. Avazı çıktığı kadar çığlık atarsan, sesin güzel zannedilir sanıyorlar. Kadının sesini de, tipini de rezil ettiler. Yalnız ses olur mu?
Siz bağırarak şarkı söylenmesinden hiç hoşlanmıyorsunuz değil mi?
Dünyanın en güç şeyi, hafif sesle şarkı söyleyebilmektir. Bağırınca herkesin sesi var. Bağıranların sesinde problem vardır. En mühim şey; şarkının ses tonunu, şarkıcının gırtlak hareketine uydurmaktır.
Siz şarkı sözü yazmakla kalmayıp şarkıcıları, şarkının nasıl söylenmesi gerektiği konusunda çalıştırmışsınız.
Tabii. Hele istemediğim şekilde olsun, Ayten Alpman’da olduğu gibi yüz kere çalıştırırım. Onda “Memleketim” şarkısındaki sözleri idrak edecek müzikalite nerde. Şarkıyı söylemeye başladı, aklımı kaçıracaktım. ‘Caz şarkıcısıyım hissetmem lazım, içimden gelmiyor’ dedi, ‘gelecek’ diye kaç gün halının üstünde onunla diz çöküp şarkıyı kelime kelime çalıştırdım. Dizlerimin derileri soyuldu, ama onunkileri de soydum. Korku filmleri gibi kendi içimden alıp onun ruhunun içine doldurdum. Ve en sonunda istediğim gibi oldu.
‘Memleketim’ şarkısı adeta marş haline geldikten sonra Ayten Alpman da pişman olduğunu söyledi mi?
Hayır. Ondan sonra hiç ağzını açıp teşekkür bile etmedi. Ekmeği, evi her birşeyi o şarkıyla oldu. Fikretçim hiç hayatımda bu kadar hissederek bir şarkı okumadım diyor. Ben de şaşırarak bakıyorum. Kaç yere çağırıldı. Hiç aklına gelip de bunun söz yazarı Fikret Şeneş demedi. Derken bir tepem attı, sınıfta bıraktım onu.
Sezen Aksu’yu beğenir misiniz?
İlk çıktığı günden beri bayılırım, o da bunu bilir. Kaybolan Yıllar ile öyle güzel bir giriş yaptı ki. Bazı kişiler sahneye çıkınca küçülür,o sahneye çıkınca devleşip iner. Onun kişiliğini çok tutarım, çok hatırşinastır. En ufak birşey için çağırsam, kalkıp gelir. Bu demek değil ki, her yaptığına bayılıyorum. Eski şarkılarını çok beğenirim, şimdikileri anlayamıyorum, belki fazla modern geliyor. İşi konfeksiyona vurunca olmuyor, bir beste kolay çıkmaz. Sezen dünya çapında bir star olabilirdi.
Çalışmadınız ama Sezen Aksu'yla…
Bir gün geldi yanıma ‘Sızı’ şarkısını dinletti.İkinci kısmına bir şey bulamadığını söyledi. Dinledim, şarkı muhteşem. Bu lafların üstüne laf yazılmaz dedim. Aradan otuz yıl geçti, sahnede anlatır hala.Bir sanatçının olgunluğunu gösterir bu. Bunu ne Ajda, ne Ayten, ne de tanıdğımız başka büyük sanatçı yapamaz, bu çok açık kalpliliktir. Yıllar önce Mualla Akın’a verdiğim ‘ Oldu mu şimdi’ diye bir şarkı vardı. Kızcağızın sesi pek yoktu, onu çok uzun süre çalıştırdım. Baktım, şarkı nefis oldu. Sezen o şarkıyı istemiş ondan, o da kendi şarkısı gibi ‘vermem’ demiş.
Aynı dönemde şarkı sözü yazdığınız Ülkü Aker, Çiğdem Talu, Aysel Gürel gibi şarkı sözü yazarlarını nasıl bulurdunuz?Çiğdem Talu’yu çok beğenirim. Aysel çok şeker ve çok mütevazıydı. Üstadım diye, elimi öperdi. Tevazuyla değeri artan bir kadıncağızdı, kızı Müjde’yi çok severim zaten.
Ülkü Aker konuşmaya değer. Yüzde doksan ihtimalle Ansiklopedi Fikretika’dan iham alır. Şarkı sözlerini hatırla, muhakkak benden bir satır vardır. Buna rağmen, halkın nabzını ve kalitesini o kadar iyi anlamış bir kadındır ki, tebrik ederim kendisini.
Ajda Pekkan özellikle sizin şarkılarınızdan sonra Serdar Ortaç’ın şarkısını seslendirdiği için çok eleştirilmişti. Bu duruma siz ne diyorsunuz?
Ajda o kadar sanatkardır ki, o şarkıları bile o kadar güzel bir yorumla okudu, hiçbir kabahat bulamadım. Ne yapsın tabii, onu bunu deneyecek. Tatmin olamıyor,sinirleniyor, üzülüyor.
1996 yılında Ajda Pekkan’a verdiğiniz ‘Bir Hata’ dan sonra bir daha şarkı sözü yazmadınız. Tekrar yazmayı düşünmüyor musunuz?
Sağlığımdan dolayı yazamam. Şarkı sözü yazarken saat sabahın üçü dördü olur, o fikir beynimde dolaşır. Şarkının bir kelimesine takılıp üç ay uğraştığım olurdu.
Şu an şarkı sözü yazıyor olsaydınız, genç şarkıcılardan kiminle çalışmak isterdiniz?
Çalışılacak adam var mı? Ben istediğim saatte oturacak, kalkacak. Ajda denize bile girmezdi, o kadar dikkat ederdi.
‘Bir Günah Gibi’ , ‘Bana Yalan Söylediler’ , ‘Anlamazdın’ gibi pek çok önemli şarkınızın yeniden keşfedilip dillere dolanması sizi çok mutlu ediyor olmalı…
Bir tek, müziği çok seven babamın bunları görmemiş olmasına üzülüyorum. Çok gururlanıyorum tabii. Beş nesil söyledi, daha da söyleyecek diyorlar. Yollarda sarılıyorlar. İnsan zaten sevgiyi nerede bulsa güzel şeydir. İstekler arttıkça, mutluluklar azalır. Bugün şu elbiseni çok seviyorsun, üç gün sonra ‘sıkıldım’ diyorsun. Sevgide de aynısı oluyor. Bugün ölüp bayılıyorsun, üç gün sonra ‘aman’ diyorsun. Mutluluğu kendimiz yaratıp kendimiz bulacağız ve bulduğumuzla tatmin olacağız.
Çağlar Yerlikaya
Mart 2011
Gümüşsuyu - İstanbul
0 yorum:
Yorum Gönder